
Bu yazı Üsküplüler Derneği sayfasından alınmıştır.Bu konuda bize bilgi ileten Doğu Akdeniz Üniversitesi Öğretim Üyesi Sayın Dr:Leyla Beba Hocamıza çok teşekkür ediyoruz.

Üsküp – Beşiktaş: 94 Yıl Önce!

Beşiktaş’ın Üsküplü taraftarları ve Üsküp’ün 94 yıl önceki spor tarihi için adeta zamandan bir canlı yayın
Hikayeyi dönemin Türk muhabiri Ahmet ŞERAFETTİN’den dinleyelim:
14 Mayıs 1932, Üsküp-Yugoslavya
”Sizlere Üsküp’ten (Skoplje) yazdığım ikinci mektubun metnini gönderiyorum, yarısını yolda tamamladım.
Bundan önceki ilk yazımda, Belgrad’da oynadığımız ilk iki maçın detaylarını vermiştim. Belgrad’daki son maçımızı ayın ikinci pazartesi günü oynadık.
Akşam Belgrad’dan hareket ettik ve ertesi gün Saraybosnalıların yürekten gelen sevgi gösterileriyle karşılandık.
Ağlayan, sevinç gözyaşları döken binlerce yaşlı kadının, erkeğin, gencin ve binlerce çocuğun kollarındaydık.
Yarım asırdan fazla bir süredir ilk kez bir Türk kafilesi burayı ziyaret ediyordu. Buradaki insanların bize karşı gösterdiği hisleri kelimelerle ifade etmekte aciz kalıyorum. Tüm Sırplar, Hırvatlar ve Boşnaklar tam bir uyum içinde aynı duyguları paylaşıyordu.
Saraybosna’da ev sahibi Slavija takımı ile oynadığımız maç 1-1 berabere bitti. Belgrad’da üst üste iki maç yapmış, ciddi sakatlıklar vermiş, böylesine sert bir hakeme ve tam 33 saat süren yorucu bir tren yolculuğuna maruz kalmış bir takım için bu sonuç hiç de fena değildi.
O akşam Boşnak kardeşlerimiz Elkamer Kulübü’nde bizim için bir veda ziyafeti düzenlediler… Bu ziyafeti ve orada karşılıklı yapılan son derece samimi konuşmaları asla unutmayacağım.
O gece saat on birde Skoplye’ye, daha doğru bir ifadeyle eski Üsküb’e doğru yola çıktık.
İki kez tren değiştirerek yaptığımız 34 saatlik çok yorucu bir yolculuğun ardından oraya vardık ve burada daha da ateşli bir sıcaklık ve samimiyetle karşılandık.
Ertesi gün Güney Yugoslavya şampiyonu Üsküp Spor Kulübü (Sportski Klub Skoplje) ile oynuyoruz. Bu kulüp, Selanik’in ünlü takımı Aris’i de yenmiş çok güçlü bir kadroya sahip.
Belgrad’da aldığımız sonuçlar ve Paskalya sonrasında gazetelerde çıkan haberler, Güney Yugoslavya şampiyonunu bize karşı savunmacı ve ruhsuz bir oyun tarzını kabul etmek zorunda bıraktı.
Biz ise onların defansına yüklenen bir oyun sergiliyoruz. Milli takımın da yedek kalecisi olan rakip kaleci gerçekten çok başarılı… Nihayet, sürekli baskımız beşinci dakikada meyvesini verdi. Hak edilmiş bir pasla Eşref, sert bir vuruşla ilk golü attı.
Bir dakika sonra, kale çizgisi üzerinde yuvarlanan topa beş hücum oyuncumuzun hiçbirinin dokunamaması yüzünden inanılmaz bir gol fırsatını kaçırdık.
Bundan sonra rakip toparlanmaya çalıştı. Defansımız, bu taktiğe karşı yaptığım tüm uyarılara rağmen ofsayt taktiğini uygulamaya devam ediyor. Hakemin ofsayt pozisyonunu göremeyeceği bir tek hata, kalemizde gol demek olacaktı.
Nitekim, Belgrad’daki ilk maçımızda hakem on beş ofsayt pozisyonunu fark etmemiş ve bunlardan biri golümüzle sonuçlanmıştı.
dakikaya kadar kaçırdığımız üç önemli gol fırsatının yanı sıra, hakemin göremediği bir pozisyonda ofsayttan bir gol yedik. Durum şimdi 1-1 oldu.
Bizden galibiyet bekleyen yüzlerce insanı endişelendirdik.
Bu golden sonra, seyircinin gürültülü tezahüratları eşliğinde ardı ardına yaptığımız ataklar sonuç vermedi.
İkinci yarıda ofsayt taktiğini bırakarak oynuyoruz.
Hücum hattımız canlı bir güç ortaya koyuyor. Genellikle topu rakip sahada tutuyoruz.
dakikada Eşref ikinci kez fileleri sarstı. Seyirciler bizi sürekli destekliyordu ve bu ses çocukların daha iyi oynamasını sağladı.
6 dakika sonra Hakkı, uzaktan Eşref’e bir top gönderdi. Eşref iki çalımla kaleciyi yere yatırdı ve topu yandan ağlara gönderdi.
Böylece maçı 3-1’lik skorla tamamladık.”